Susuyorum!
Biz zamanlar bir reklam vardı. Ortaokul yıllarımda olsa gerek. “Tık, tık, tık; eyi günler.” İle başlayıp “Ağzı olan konuşuyor” ile bitiyordu. Efendim bilimden, irfandan, hoşgörüden az, sözde dini olaylardan bayağı, batının dayattığı; hak, eşitlik, demokrasi ve diyalog konularından ise magazin programlarından arta kalan zamanlarda olabildiğince fazlaca sözde aydınlarımız tarafından ballandırıla ballandırıla halkıma sanki kurtarıcı bir iksirmişçesine sunulduğundan ve yalanların gerçekmişçesine insanlara dayatıldığından; susuyorum!
Susuyorum! Herkesin boş konuştuğu şu zamanda, konuşmak kadar gereksiz bir eylemin olmadığını düşünerek, susuyorum.
Susabilmek bir meziyet olduğu için, cahiller arasında âlim olmamak için, sadece konuşarak bu dağların aşılamayacağını inanarak. Bir şeyler “yapma”nın, konuşmaktan daha üstün olduğunu yaşayarak, görerek tetkik ettiğim için artık susuyorum. Varsın konuşsunlar, varsın boş tenekelerden çok ses çıksın. Gün gelir o tenekeleri toplayan bir eskici çıkar, onları ateşte eritilmek üzere bir metal tüccarına verir. Haa, toplanılamayan tenekelerin de icabını zaten doğa kendisi bakıyor, her ne kadar doğayı biraz kirletseler de!
Ve gidiyorum, sessizce buralardan. Bu sessizliğin içindeki sese kulak vererek, derinlerden gelen özü yaşayabilmek için gidiyorum. Sessizliğimizin, güzellik ve bilgelik olarak bir haykırışçasına yankılandığında bu gök kubbede, susmanın konuşmaktan nasıl büyük bir erdem olduğunu şu köhne beyinlere bir kez daha anlatabilmek için gidiyorum.
Sözün gümüş olduğunu bilerek, altını bulmak için gidiyorum…
Omer Aydin
26-12-2009
14:11
Tuscaloosa-ABD
26 Aralık 2009 Cumartesi
21 Kasım 2009 Cumartesi
Sen Neymişsin Be Çocuk!
Sen Neymişsin Be Çocuk!
İçimdeki çocuk hiç büyümedi diyeceğim, bu sefer hala saf mı peki diye bir soru yönelttiğimde; cevap verebilecek miyim! Hayat hiç şüphesiz bir şeyleri alıp götürüyor insanın içinden, götürüyor götürmesine de yine de iyi tarafından bir şeyler ekliyordur herhalde. Herhalde fazla oldu sanırım, sanırım mı? Bunu şu örnekle bağlayacağım da sonunu düşününce bir anda kararsız kaldım. “Dünya, hala yaşanılabilir bir mekânsa…” Yoruma açık bir cümle oldu, her neyse. Sonunu düşünen kahraman olamaz, sanki kahraman olmak isteyen var ama çocuk kahramanı olsak hiç yoktan iyi olmaz mı? Hoş, çocukların bizler gibi kahramana ihtiyaçları var mı, bence kendilerinden çıkarsınlar bir kahraman, 3 yaşındaki Ali Emre mesala. Evet, evet; 3 yaşındaki Ali Emre olsun kahramanımız, olsun da belki dünya liderlerine bir şeyleri gösterebilir, hiç olmazsa o çocuk masumluğunu, sevdasını, bağlılığını. Neyse saadete gelelim yazımızın amacı bu değildi. Nasıl iki Türk yan yana geldiğinde hemen vatanı kurtarmaya, siyasetten konuşmaya başlarsa, biz de bilgisayarımla öyle bir dertleştik ana konumuza girmeden evvel. Bu arada, bilgisayarım da dert yanıyor bana, ben neden o müthiş projelerin geliştirildiği; dünyayı yerinden oynatan; tarihin seyrini değiştiren işlerin paylaşıldığı, planlandığı, bilgisayarlardan olmayayım diye. Benim neyim eksik diyor. Haklı valla! Neden olmasın?
İçimdeki çocukla başladık, geçmişteki çocuğa gidelim bu seferde. Geçen gün bowlinge gittik. Bu meret, Türkçe’de nasıl yazılıyor ki, araştırıp bakmak çekici gelmedi, Türkçe’den özür diliyorum (bir özür bir açılım furyası var ya bu aralar, biz de Türkçemizden başladık, biraz faşizanca bir yaklaşım bu, sözüm ona demokratlarımız duymasın ama devrimciler duyabilir). Alıyorsun eline bilmem kaç kg topu, 3 parmağını geçiriyorsun topun deliklerinden sonra da saldım topu banta, mevlam vere bir strike (sibek gibi duran hafif 30–90–60 ebatlarındaki adını bilmediğim boruların hepsinin indirilme durumu) diyorsun. İstersen arkasından bildiğin duaları da söyleyebilirsin hele kızlar filan varsa yanında çizdirmemek gerek karizmayı (MS word “büyüleyici özellik” kullanmamı öğütlüyor), maazallah! İşte 10 el oynuyorsun, kaç puan aldın vs varsa iddialaştığın elemanlar daha bir zevk katıyor oyuna.
Bu oyundan sonra bana derin derin hülyalar sardı, düşündüm de düşündüm, suyun kaldırma kuvvetini bulamasam da içimdeki çocukla iletişim kurdum. Gittim, gördüm, geldim hala o çocuk yaşıyormuş içimde, bende tabi bir sevinç. Sözle filan anlatılmaz bu öyle, tabi siz şimdi içimdeki çocuğu buldum diye Arşimet gibi anadan üryan dışarıya çıktığımı filan düşünürsünüz de. Düşünün canım düşünün, kime ne sizin düşüncelerinizden ama Allah’tan ben banyoda değildim, hani olmayacak bir şey değil. İçimdeki çocuğu bulmuşum daha ne olsun. Umut dolu, sadakatle bağlı, saf çocuğu… Çırılçıplak dışarıya çıkmaya değmez mi sizce de? Bizim kahramanımız Ali Emre çocuklar arasından seçilmemiş miydi?
Ya hu anlatacağın iki satırlık hikâye maşallah sen ettin bir roman saadete gel de anlat seslerini hissedebiliyorum sanki. İşimiz gücümüz var daha…
Efendim şimdi içimdeki çocukla yaptığım ikili görüşmeler sonucunda bizim oralarda bu bowling farklıymış. Aslında ona bowling de denmiyor, bowling çok çağdaş bir oyun, bizim benzer oyun gibi sokaklarda oynanmıyor. Neymiş bu oyun biliyor musunuz? Bizim oranın diliyle mazı, bazıları bilye der. Saydam olur içi, içinin güzelliği görünür. Her renkten olanı vardır 72 millet misali, lakin genelde 3 renk bir birine sarılmıştır DNA gibi ama DNA ikili sarmal bizim mazılarımız 3lü. İlginç bir şey, DNA neden 2li, bunun 3lüs,ü 5lisi filan yok mu, olamaz mı (Genetikçi arkadaşlar saldırmasın! Termodinamiğe mi aykırı ki! Düşüyoruz canım burada, beyin fırtınası)? Neyse bu noktayı sonra değerlendirmek için saklıyoruz, belki ekmek çıkar bize buradan. Bizim bu mazıyı şöyle ışığa tutarsın, o renk cümbüşü ile bir âlem görünürmüş, başka başka haller algılarmışsın. Sonra içimizdeki çocuk, oynadıkları oyun hakkında bilgi verdi, ağabey çizersin kiremitle veya taşla ince uzun bir çizgi, kaçarına oynuyorsan herkes koyar o kadar mazı, o çizginin üstüne. Sonra oradan o çizgiden karşıdaki var olan diğer çizgiye atarsın atmeşliğini. Atmeşlik efendim; bu çizgi üstünde duran mazıları vurup mazıları kazanmak için kullandığın çizgi üzerine koyduğun mazılardan daha büyük olanlarına verilen addır. Kimin atmeşiliği karşıdaki çizgiye daha yakın kalırsa o ilk başlar oyuna, sonra herkes sırasıyla atar, dizili olan mazıların vurulmasına kadar el sürer. Çocukluk ya işte, oyunda ütmekte var, ütülmek de. Senin planına, iştahına, yeteneğine kalmış ütülüp ütülmemek. Ama analarımız oğlum ütmesine oynama yazık arkadaşına bak onun mazıları kalmaz, sonra ağlar; belki bir gün senin de kalmaz, hep sen ütecek değilsin ya diye bize öğütte bulunurlar dedi içimdeki çocuk. Düşündüm, düşündüm herhalde dedim, bu dünya liderlerinin anası yok böyle, oğlum evladım her şeyi kendin için isteme, bak Afrika’da insanlar açlıktan ölüyor, bak Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de petrole, ütopyalara insanların, çocukların canları değişiliyor diyecek.
Dedik ya şu bowling çok modern, elektronik tabelada sonuçlar görünüyor kimin sırası geldiyse atıyor vs. ortamda ye iç ne istersen, demişler bizimkilere bu halde sizi almayız modern dünyaya! Siz sokaklarda toz toprak içinde oynuyorsunuz; hayvanların gelip geçtiği ve s.çtığı toprak üzerinde, sağlıklı değilmiş anlayacağınız! Niye diyememiş bizimkiler, biz de mi çoluk çocuk öldürüp anaları evlatlarından ayırmamız gerekiyor sizin modern dünyanız için? Eee ne edeceğiz demiş bizimkiler, açılım yapın; neyiniz varsa açın.
Biz de başladık açılıma, bakalım inşallah aça aça kabak çiçeğine dönmez sonumuz!
14:23
21.11.2009
Tuscaloosa-ABD
İçimdeki çocuk hiç büyümedi diyeceğim, bu sefer hala saf mı peki diye bir soru yönelttiğimde; cevap verebilecek miyim! Hayat hiç şüphesiz bir şeyleri alıp götürüyor insanın içinden, götürüyor götürmesine de yine de iyi tarafından bir şeyler ekliyordur herhalde. Herhalde fazla oldu sanırım, sanırım mı? Bunu şu örnekle bağlayacağım da sonunu düşününce bir anda kararsız kaldım. “Dünya, hala yaşanılabilir bir mekânsa…” Yoruma açık bir cümle oldu, her neyse. Sonunu düşünen kahraman olamaz, sanki kahraman olmak isteyen var ama çocuk kahramanı olsak hiç yoktan iyi olmaz mı? Hoş, çocukların bizler gibi kahramana ihtiyaçları var mı, bence kendilerinden çıkarsınlar bir kahraman, 3 yaşındaki Ali Emre mesala. Evet, evet; 3 yaşındaki Ali Emre olsun kahramanımız, olsun da belki dünya liderlerine bir şeyleri gösterebilir, hiç olmazsa o çocuk masumluğunu, sevdasını, bağlılığını. Neyse saadete gelelim yazımızın amacı bu değildi. Nasıl iki Türk yan yana geldiğinde hemen vatanı kurtarmaya, siyasetten konuşmaya başlarsa, biz de bilgisayarımla öyle bir dertleştik ana konumuza girmeden evvel. Bu arada, bilgisayarım da dert yanıyor bana, ben neden o müthiş projelerin geliştirildiği; dünyayı yerinden oynatan; tarihin seyrini değiştiren işlerin paylaşıldığı, planlandığı, bilgisayarlardan olmayayım diye. Benim neyim eksik diyor. Haklı valla! Neden olmasın?
İçimdeki çocukla başladık, geçmişteki çocuğa gidelim bu seferde. Geçen gün bowlinge gittik. Bu meret, Türkçe’de nasıl yazılıyor ki, araştırıp bakmak çekici gelmedi, Türkçe’den özür diliyorum (bir özür bir açılım furyası var ya bu aralar, biz de Türkçemizden başladık, biraz faşizanca bir yaklaşım bu, sözüm ona demokratlarımız duymasın ama devrimciler duyabilir). Alıyorsun eline bilmem kaç kg topu, 3 parmağını geçiriyorsun topun deliklerinden sonra da saldım topu banta, mevlam vere bir strike (sibek gibi duran hafif 30–90–60 ebatlarındaki adını bilmediğim boruların hepsinin indirilme durumu) diyorsun. İstersen arkasından bildiğin duaları da söyleyebilirsin hele kızlar filan varsa yanında çizdirmemek gerek karizmayı (MS word “büyüleyici özellik” kullanmamı öğütlüyor), maazallah! İşte 10 el oynuyorsun, kaç puan aldın vs varsa iddialaştığın elemanlar daha bir zevk katıyor oyuna.
Bu oyundan sonra bana derin derin hülyalar sardı, düşündüm de düşündüm, suyun kaldırma kuvvetini bulamasam da içimdeki çocukla iletişim kurdum. Gittim, gördüm, geldim hala o çocuk yaşıyormuş içimde, bende tabi bir sevinç. Sözle filan anlatılmaz bu öyle, tabi siz şimdi içimdeki çocuğu buldum diye Arşimet gibi anadan üryan dışarıya çıktığımı filan düşünürsünüz de. Düşünün canım düşünün, kime ne sizin düşüncelerinizden ama Allah’tan ben banyoda değildim, hani olmayacak bir şey değil. İçimdeki çocuğu bulmuşum daha ne olsun. Umut dolu, sadakatle bağlı, saf çocuğu… Çırılçıplak dışarıya çıkmaya değmez mi sizce de? Bizim kahramanımız Ali Emre çocuklar arasından seçilmemiş miydi?
Ya hu anlatacağın iki satırlık hikâye maşallah sen ettin bir roman saadete gel de anlat seslerini hissedebiliyorum sanki. İşimiz gücümüz var daha…
Efendim şimdi içimdeki çocukla yaptığım ikili görüşmeler sonucunda bizim oralarda bu bowling farklıymış. Aslında ona bowling de denmiyor, bowling çok çağdaş bir oyun, bizim benzer oyun gibi sokaklarda oynanmıyor. Neymiş bu oyun biliyor musunuz? Bizim oranın diliyle mazı, bazıları bilye der. Saydam olur içi, içinin güzelliği görünür. Her renkten olanı vardır 72 millet misali, lakin genelde 3 renk bir birine sarılmıştır DNA gibi ama DNA ikili sarmal bizim mazılarımız 3lü. İlginç bir şey, DNA neden 2li, bunun 3lüs,ü 5lisi filan yok mu, olamaz mı (Genetikçi arkadaşlar saldırmasın! Termodinamiğe mi aykırı ki! Düşüyoruz canım burada, beyin fırtınası)? Neyse bu noktayı sonra değerlendirmek için saklıyoruz, belki ekmek çıkar bize buradan. Bizim bu mazıyı şöyle ışığa tutarsın, o renk cümbüşü ile bir âlem görünürmüş, başka başka haller algılarmışsın. Sonra içimizdeki çocuk, oynadıkları oyun hakkında bilgi verdi, ağabey çizersin kiremitle veya taşla ince uzun bir çizgi, kaçarına oynuyorsan herkes koyar o kadar mazı, o çizginin üstüne. Sonra oradan o çizgiden karşıdaki var olan diğer çizgiye atarsın atmeşliğini. Atmeşlik efendim; bu çizgi üstünde duran mazıları vurup mazıları kazanmak için kullandığın çizgi üzerine koyduğun mazılardan daha büyük olanlarına verilen addır. Kimin atmeşiliği karşıdaki çizgiye daha yakın kalırsa o ilk başlar oyuna, sonra herkes sırasıyla atar, dizili olan mazıların vurulmasına kadar el sürer. Çocukluk ya işte, oyunda ütmekte var, ütülmek de. Senin planına, iştahına, yeteneğine kalmış ütülüp ütülmemek. Ama analarımız oğlum ütmesine oynama yazık arkadaşına bak onun mazıları kalmaz, sonra ağlar; belki bir gün senin de kalmaz, hep sen ütecek değilsin ya diye bize öğütte bulunurlar dedi içimdeki çocuk. Düşündüm, düşündüm herhalde dedim, bu dünya liderlerinin anası yok böyle, oğlum evladım her şeyi kendin için isteme, bak Afrika’da insanlar açlıktan ölüyor, bak Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de petrole, ütopyalara insanların, çocukların canları değişiliyor diyecek.
Dedik ya şu bowling çok modern, elektronik tabelada sonuçlar görünüyor kimin sırası geldiyse atıyor vs. ortamda ye iç ne istersen, demişler bizimkilere bu halde sizi almayız modern dünyaya! Siz sokaklarda toz toprak içinde oynuyorsunuz; hayvanların gelip geçtiği ve s.çtığı toprak üzerinde, sağlıklı değilmiş anlayacağınız! Niye diyememiş bizimkiler, biz de mi çoluk çocuk öldürüp anaları evlatlarından ayırmamız gerekiyor sizin modern dünyanız için? Eee ne edeceğiz demiş bizimkiler, açılım yapın; neyiniz varsa açın.
Biz de başladık açılıma, bakalım inşallah aça aça kabak çiçeğine dönmez sonumuz!
14:23
21.11.2009
Tuscaloosa-ABD
26 Nisan 2009 Pazar
Baslangic
Neler gordum, neler yaptim, kimlerle neler paylastim hayatimin ileriki zamanlarinda kucuk eklentiler, dostlarla paylasmak uzere bu blogumu kurmus durumdayim. Su an master tezimle ugrasmakta olup buraya pek fazla zaman ayirabilecegimi sanmiyorum ama vakit oldukca buradan paylasimlarda bulunacagim. Insallah hep beraber guzel zaman geciririz. Saglicakla kalin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)